17 Mart 2012 Cumartesi

bir cocugun bir gunu

o gun yine annesinin evin icinde dolasirken sebep oldugu gurultu nedeniyle uyanmis, yatakta her gun oynadigi oyununu oynamaya baslamisti. evden cikmak icin hazirlandiktan sonra kendisi icin masanin ustune bir paket cikolata koyan annesini odasinin gece yalniz uyurken korktugu icin aralik birakilmis kapisindan gozleriyle takip ediyor ama bir taraftan da uyumaya devam ediyormus gibi gozlerini kisiyordu. annesiyse onun bu aliskanligini cok iyi bildigi icin ona gore davraniyor ve bu sayede oglunun bir adim onune gecebiliyordu. kadin o gun normalde tercih ettigi gibi izlendiginin farkinda degilmis gibi hareket etmek yerine "aksam geldigimde eger bu cikolatanin paketini acmamis olursan, sana en sevdigin pastadan yapacagim. ayrica cikolata da yine senin olacak." dedi. cocuksa annesi uyudugunu anlasin ve duymadigini bilsin diye gozlerini siki siki yumdu. annesi gulumseyerek gelip optu onu, "uyuyorsun demek, cikolatadan da haberin yoktur o zaman, yani onu ben yiyebilirim." dedi. cocuk blof yaptigini dusundugu annesini yine goz ucuyla izlemeye baslamisti. annesinin masaya dogru yurudugunu gordu ve bebekliginden beri yapilan ve artik hic de komik olmayan sakalardan birisinin yapildigini zannetti. annesi paketi eline alacak, yiyormus gibi yapacak, tam o anda kendisi dayanamayip konusacakti ve annesi de aslinda yemedigini gosterecekti. ancak annesi paketi acip ilk isirigi aldiktan sonra gercekten uzuldu ve "o benimdi, yiyemezsin onu." diye bagirip neredeyse aglayarak kostu. annesi onu iyi taniyordu, cantasindan ayni cikolatadan bir tane daha cikartip yine masanin ustune, tam olarak ayni yere birakti ve ogluna isterse yeni cikolatayi yiyebilecegini ama kuralin gecerli oldugunu hatirlatti. cocuksa artik gercekten son sesiyle bagirarak agliyordu: bana ne, o benim cikolatamdi. ben onu yemek istiyordum, bunu degil. "ama annecigim, ikisi ayni, sen de goruyorsun.", "bana ne." yavas yavas bagirmayi birakti ve annesinin teklifini dusunmeye basladi. o arada annesi tekrar onu tekrar opup ise gitmisti. hemen yanagini sildi gostere gostere, opulmeyi sevmiyordu, bunun bilindigini de biliyordu ve buna ragmen opuldugu zaman opulen yeri silerek insanlari "cezalandiriyordu". bilemezdi bunu yaptigi zaman daha sevimli gorundugunu. dusunuyordu simdi, onun en sevdigi pasta adini henuz soyleyemese de tramisuydu. tramisuyu masadaki cikolatadan daha cok seviyordu ama onun icin aksama kadar cikolatayi yemeden beklemesi gerekecekti. ancak, eger aksama kadar cikolatayi yemeden beklerse onu da daha sonra istedigi zaman yiyebilecekti. kolay bir karar degildi bu, hem de hic kolay degildi. cikolatayla beraber tekrar yatagina gitti. komidinin uzerine cikolatasini birakti ve devam etti dusuncelerine. cikolatayi simdi yeyip, aksam da pastasini yiyebilmenin yollarini ariyordu tam da ne ile ugrastiginin farkinda olmadan. acaba cikolatayi yeyip de paketin icine baska bir sey doldursa annesi anlar miydi? evet, mutlaka anlardi cunku o "buyuktu". peki ya acip birazini yese ve sonra bantlasa? hayir, hayir bu da olmazdi. annesi bunu da anlardi. ne yapacagini bilemeden yatip cikolatasini seyrederken her sabah annesi gittikten sonra yaptigi gibi yine uyumustu. uyandiginda cikolatayi gorunce cok sevindi. tam paketi acip yiyecekti ki annesiyle sabah yasadigi ilginc konusma geldi aklina. acaba o konusma gercek miydi yoksa ruya mi gormustu? gercek olmaliydi yoksa cikolata da gercek olmazdi. fakat belki de cikolata zaten gercek degildi ve hala ruyadaydi! bu dusunce onu korkuttu. kosarak alt kata indi ve merdivenin kenarindaki telefondan annesinin isyerini aradi: once 4, sonra 5, sonra 3 ve diger sayilari teker teker cevirdi ve eski telefonun her cevirmeden sonra cevirdigi sayi kadar citirdamasini sayarak eglendi. telefonu annesinin oda arkadasi actigi icin biraz uzuldu, cunku bu teyze kendisini cok fazla opuyordu. gerci aldigi hediyeler hep cok guzel oluyordu ama yine de opulmekten hoslanmiyor. fakat bunu ona belli ederken de tekrar hediye almamasindan korkuyor, arada kaliyordu. telefondaki teyze yine her zamanki gibi sohbet etmeye calisiyordu: onu ozlemis miydi? istedigi bir oyuncak var miydi? annesini neden aramisti? oysa her soruya cevabini dikkatle seciyor, teyzenin sevilmedigini fark etmemesini istiyor ama ona iyi davranmak da icinden gelmiyordu. annesini istedi telefona ama annesi "derste"ydi. kendisi daha once annesinin okuluna gittigi icin dersin nasil bir sey oldugunu biliyordu. kocaman bir binada, kocaman odalar vardi. bu odalarda da cok garip sandalyeler vardi. sandalyeler garipti cunku bir taraflarinda adini bir turlu ogrenemedigi bir sey vardi. orda cok buyuk abiler ve ablalar oturuyor, annesi de onlara bir seyler anlatiyordu. tum abiler ve ablalar da onu dinleyip onlerindeki sandalyenin o adini ogrenemedigi kismina koyduklari defterlerine bir seyler yaziyordu. gerci kendisi ne anlattigini hic anlamiyordu ama yine de annesiyle birlikte derse gitmekten zevk aliyordu. ozellikle ilk gidisinde cok mutlu olmustu cunku annesi tahtaya yazi yazinca yazilani farkinda olmadan sesli bir sekilde okumus ve bir anda ilgi odagi olmustu. cok utanmisti aslinda herkes kendisine bakip "hadi bunu da oku, bak burda ne yaziyor?" gibi seyler soyleyince ama icinde sebebini tam anlayamadigi guzel bir duygunun filizlendigini de hissetmisti. bir abla onu kucagina alip opunce cok utanmis ve yine anlamadigi bir sekilde kipkirmizi olup sicaklamisti ama yine de sevmisti o ablayi. o gunden sonra da her derse gittiginde o ablayi bulmaya calismisti ama bazen bulamamisti. her neyse, annesi derste olduguna gore telefonu artik kapatabilirdi. annesinin onu israrla alistirmaya calistigi gibi tesekkur etti ve kapatti telefonu. alt katta olduguna gore mutfaga girip bir seyler yiyebilirdi, hem boylece cikolatasini da yememis olurdu. dolabi acti ve bir tencerenin icindeki eristeli yesil mercimegi gordu. bu yemegin adini bilmiyordu ama onu seviyordu. tencereyi yavas yavas cekerek kucagina aldi ve sarilarak tezgaha kadar tasidi. sonra tezgahin karsisindaki masanin kenarindan bir sandalyeyi yavas yavas cekerek tezgaha dayadi, ne kadar da agirdi bu sandalyeler! sandalyenin uzerine cikip oradan da tezgaha tirmandi. babasini oglenleri yaparken gordugu seyi simdi kendisi yapacakti ve bunun icin cok heyecanliydi. kucuk bir metal tabak buldu tezgahin uzerindeki dolaptan. aslinda neden onu kullanmasi gerektigini bilmiyordu ama babasi oyle yaptigina gore kendisi de oyle yapmaliydi cunku babasi her seyi biliyordu. cekmeceden aldigi kendi kasigiyl tencereden tabaga aktarmaya basladi corbasini. 1, 2, 3, 4, 5, 6, mustafa'nin sesi geldi disardan! kacta kalmisti? unuttu. yemegini cabucak yeyip sonra mustafa ile parka gidip oyun oynamaya karar verdi. hem belki ayca da gelirdi, bunu cok isterdi cunku ayca'yi seviyordu. tabak yavas yavas dolmaya baslamisti. simdi onu ocaga goturmesi gerekiyordu ama nasil yapacagina karar vermesi icin biraz dusunmesi gerekti. sonunda tezgahin uzerinde yuruyup lavabonun da icine basip gecerek gitti ve ocaga koydu. tekrar sandalyesinin oldugu yere gidip asagi indi. dolabi acti, onune kapanmamasi icin bir sandalye koydu, tencereyi kucaklayip dolaba koydu ve sandalyeyi cekerek dolabi kapatti. iste simdi en zor kisima gelmisti, ocagi nasil yakacakti? her gun anne ve babasindan gordugu gibi once eline elektrikli cakmagi aldi. sonra onundeki tuslarin uzerinki isaretleri inceleyerek hangisini cevirmesi gerektigini anlamaya calisti. annesi yemek yaparken ona "yardim etmek icin" birkac defa yaptigi icin nasil cevirilecegini biliyordu ama hangisini yapmisti acaba? sonunda anladi, ocagin resmiydi o isaretler! kendisini cok mutlu hissederek dogru tusu cevirdi ve cakmagi sokup dugmesine basti. iste o anda bir sicaklik hissedip cok korktu. o kadar korktu ki duvara yaslanip aglamaya basladi. sonra bakti ki ocak yanmisti. korkusunu unuttu cunku bu arada aklina ayca gelmisti yine. cabuk yemeliydi yoksa o parka gidemeden annesi gelir ve oynamasina izin vermezdi, ayca da aksamlari onlara gittiklerinde hemen uyurdu ve oynayamazlardi. aslinda ayca da uyumak istemiyordu ama annesi mehtap teyze o kadar kizardi ki uyumayinca kizcagiz mecburen yatagin yolunu tutardi annesi soyledigi zaman. bu arada tabaktaki yemegin uzerinde kopukler vardi. boyle olunca "pisiyordu" yemek, bunu bildigi icin sevindi. demek dogru yapiyordu. sonra yemegin tadina bakmak geldi aklina. cunku yemegin tuzu az olabilirdi ve o yemegi tuzlu severdi. sandalyesini ocagin onune cekti ve sicaktan korktugu icin cok dikkat ederek yukari tirmandi ve az once tabaga yemegi koydugu kasigi aldi eline ve agzina goturdugu anda dilinin yandigini hissetti. tezgahin uzerinde kosarak lavaboya gitti, agzindaki her seyi aglayarak tukurdu ama agzindaki aci gecmedi. su icti ama agzi daha cok acidi. sonra aklina ocagi kapatmak geldi. tezgahtan sandalyeye indi, sandalyeden yere. ocaga kostu ve kapatti onu. dolaptaki buzlar geldi agzina. daha once cay dokulup eli yandigi zaman annesi eline buz koymustu hemen. dolabin onune gitti, arkasindaki sandalyeyi cekti ve dolabin kapagini acti. sandalyenin uzerine cikti. buzlarin oldugu kisim icin ayri bir kapak vardi. onu da acti ve iste simdi annesinin oynamasina izin vermedigi buzlar karsisindaydi. avucunu dolaptaki "karlara" bir kurek gibi surterek doldurdu ve sonra kucucuk avucundaki buzlari agzina doldurdu. sonra yavas y avas geriye dogru isletti baslangictaki proseduru. icerdeki kucuk kapagi kapatti, sandalyeden indi, sandalyeyi dolabin onunden cekti ve dolabin kapagini yeni kapatmisti ki agzindaki buzdan rahatsiz oldu, tadi cok garipti! hemen diger sandalyeye kosup tezgaha cikti ve bu sefer lavaboya yetisemeden, tezgaha tukurdu agzindaki buzlari. sucluluk duygusuyla lavaboya gidip annesinin bulasik yikarken kullandigi, kendisinin banyoda kullandigi sungere benzeyen seyi eline alip onunla sildi tukurdugu buzlari. artik agzi daha az yaniyordu. aklina tekrar ayca geldi ama once yemegi yemeliydi. annesinin sicak seyleri tutarken kullandigi eldivenleri ziplayarak indirdi  askidan. ellerine gecirdi ve kisacik boyuna ragmen ocaktaki tabagi alip dokmeden masaya goturmeyi basardi. bir sandalyeye oturdu ve yemeye basladi. iste o anda fark etti ki yemegin tuzu yoktu. hemen tezgaha tirmandi diger sandalyesinden ve beyaz kavanozdaki "tuzu" aldi dolaptan. asagi indi, sandalyesine oturdu. kavanozu acip "tuz" dokmeye basladi tabagina. dokup, karistiriyor. tadina bakiyor, tuzu yetersiz bulup tekrar dokuyordu. bir yerden sonra oyle bir noktaya geldi ki yemegin tadi yiyemeyecegi kadar kotu olmustu ama hala tuzu yoktu. bu nasil olabilirdi ki? o sirada annesinin firinda pisirdigi seylere koydugu sey geldi aklina. o da ayni tuz gibi gorunuyordu ve annesi kendisini surekli o ikisini karistirmamasi konusunda uyariyordu. kendisi de bir kere tuz zannedip yine o kavanozdaki seyi kasiga koymus, sonra agzina aldigi anda kusmaya baslamisti. yine ayni seyi tuz zannettigini fark etti. o yine adini bilemese de yemege doldurdugu sey karbonatti. annesine soylerse cok kizardi annesi. belli olmamasi icin yemesi gerekiyordu yemegin hepsini. ama yemegin tadi da cok kotuydu. neredeyse aglayarak bitirdi tabagi. artik disari cikip oyun oynamak da istemiyordu cunku midesi bulaniyordu. midesi bulandigi zamanlarda hep yaptigi gibi sirtustu yatip unutmaya calisti ama gecmedi bulanti bu sefer. sonra birden kusacagini fark etti. kosarak tuvalete gitti ve kapiyi acar acmaz kusmaya basladi. biraz rahatlamisti ama simdi de tuvaleti temizlemesi gerekiyordu, yoksa annesi yine anlayabilirdi  yemek "pisirdikten" sonra icine tuza benzeyen diger beyaz seyden koydugunu! fircayi eline aldi ve suyu acti cocuk. disardan ne kadar da komik gorunuyordu ayaginda kucucuk kendi tuvalet terligi ve elinde kocaman firca ile. yerleri temizledi su tutup firca ile kusmugu kovalayarak. elini de yikadi annesinden ogrendigi gibi. tam cikacakti ki yine dehsete kapilmasina neden olan bir sey gordu, tuvaleti yikamaya calisirken disariyi da islatmisti, hem de cok fazla suyla. aklina tuvalet kagiyla silmek geldi yerleri. hemen birkac parca kagit kopartip yeri kurutmaya calisti ama yetmedi. daha cok kopartip tekrar geldi, tekrar tekrar yapti bunu. sonunda yerler de kurumustu. tekrar elini yikadi ve salona gitti. biraz muzik dinleyeyecekti. baris manco'nun kasedini buldu kaset cekmecesinden. bir sandalyeyi vitrinin onune cekti, onun uzerine cikip muzik setine ulasti, kasedi takti ve dinlemeye basladi. baris manco'yu cok seviyordu cunku ondan surekli yeni seyler ogreniyordu televizyonda. aklina ayca geldi, nasil da unutmustu! kosarak gidip ayakkabilarini giydi. kapiyi acmaya calistiginda kilitli oldugunu fark etti. ayakkabilarini cikartmaya da cok useniyordu. annesi evde olmadigina gore salona kosa kosa gidip anahtari alip yine kosa kosa ordan geri donse kimse fark etmezdi ki. hemen gidip anahtari aldi, kilide takip zorlanarak cevirdi. sonunda disardaydi ama bu sefer de cikolatasi geldi aklina. onu yanina alip istedigi zaman yemeye karar verdi. yine ayakkabilariyla bu sefer ust kattaki odasina kosup cikolatasini aldi. cikip mustafa'yi aramaya basladi. aramaya her zamanki gibi parktan basladi ve zaten aradigini da orda buldu. mustafa'yla birlikte ayca'nin evine gidip onu da cagirdilar.


(expected) to be continue...

olmayan sevgili veya kitaplara asik olmak


hic sevgilinizin yuzune dokundugunuzu zannederken uyanip kucaginizdaki seyin sevgiliniz olmadigini fark ettiginiz oldu mu? benim oldu. ruyamda sevgilim uyuyordu ve ben de biraz once uyanmis, onu uykusunda seyrediyor ve onun yuzune dokunuyordum. sonra birden derisinin ne kadar sert oldugunu fark ederek irkildim. burada hayalgucunuzun sinirlarina gore farkli seyler dusunebilirsiniz. ben ruyamda sevgilimin bir zombi oldugunu ve birazdan beni oldurebilecegini dusunmustum misal ama daha "makul" arkadaslar sklerodermadan da suphelenebilirdi tabi, benim yerimde olsaydi. (fakat benim yerimde olamazdi, yani aslinda suphelenemezdi.) her neyse sonra bir anda gozlerimin kapali oldugunu fark ederek dehsete kapildim. bu nasil olmustu? nasil ben kapattigimi hatirlamadan kapanabilirlerdi ki? gozlerimi acip guvende oldugumdan emin olmak icin "sevgilimi" izlemeye devam etmeliydim, gozkapaklarimi yeterince iyi zorlarsam bunu basarabilirdim. actim ve tam olarak sunu gordum:


 
evet, yastigimin yanindaki kitap tepeciginden bahsediyorum. meger zombi sevgilimin denizden yeni cikmis ve yikanmadan kalip sertlesmis gibi gelen saclari okumak icin ciktisini aldigim makalelerin ayrik sayfalariymis, meger alninda zannettigim sert deri mas-colell ve arkadaslarinin "microeconomic theory"siymis, meger decameron'mus sevgilimin sert yanagi. ister inanin, ister inanmayin; bu gercegi kabullenmek benim icin hic de kolay degildi. o kadar gercekti ki! bilincim yerine geldikce aslinda buna sevinmem gerektigini cunku sevgilimin zombi olmadigini, ayrica bana zarar veremeyecegini fark edip belki de bu kadar uzulmemem gerektigini anladim. fakat, bilinc de ayni bilgisayariniz gibi yavas yavas aciliyor. bir sonraki aydinlanma bundan daha sert oldu: benim sevgilim yoktu. su an hissettiginiz duygulari ve yuzlerinizdeki gerginligi tahmin edebiliyorum cunku siz sadece empatik bir simulasyonunu yasarken ta kendisiyle yuzlesmistim bu gercegin. peki ama ruyamdaki kimdi o zaman? bunu dusunmeye basladigim anda pensieve'in icindeki bir dusuncenin sonuna yaklasildiginda oldugu gibi, ruya ve zihnim bulaniklasmaya basladi. ruyam, bilincimden kaciyordu ve elimi derinlere daldirip onu tutmazsam sevgilimin kim oldugunu asla bilemeyecektim. en azindan kitaplara can havliyle bir kez daha sarilirken boyle dusunuyordum ama fiziksel olarak orada bulunan seylerin kitap oldugunu ve ruyalari ellerimle tutamayacagimi fark ettigimde ruyam ve ruyamin icindeki kiz coktan uzaklasmis, 20mp'lik bir fotografta en fazla 5-10 piksele sigacak kadar kuculmuslerdi. o anda aklima dahice bir sey geldi, uyuyup pesinden gitmeyi deneyebilirdim! daha once gandalf'la mordor'a turistik bir gezi duzenledigim ruyam ansizin annemin elektrik supurgesini calistirmasiyla bolundugunde kendimi tekrar ayni ruyaya dondurebildiysem, bunu simdi de yapabilmeliydim. fakat bir sorun vardi, o kadar odaklanmis ve ayikmistim ki tekrar uyuyamiyordum. kim bilir, belki de 14 saat uyudugum icin, hic uykum yoktu.


yataktan kalkip bir durum degerlendirmesi yapmaya karar verdim. ruyamda en azindan zombiden (daha da kotusu belki uruk hai'den) de olsa, derisi sert de olsa bir sevgilim vardi. onun gercek hayattaki karsiligi ise okumam gereken kitaplar, hazirlanmam gereken sinavlardi. utility maximization ve expenditure minimization gibi dual varliklardi sevgilim ve kitaplarim. ruyamda sevgilim cok sertti, "gercek" hayatimda ise sorumluluklarim oyleydi. simdi ne yapmaliydim? onumuzdeki hafta gerceklesecek sinava mi calismali, quiz'ine diger section'inda girmeyi planladigim hocaya mi mail atmali, yoksa o quiz'e mi calismaliydim? bu soruyu beynimin derinlerine itip bilgisayarimi actim ve maillerimi okumaya basladim. bir taraftan da hala sevgilimi dusunuyordum. sevgilili olmanin nasil bir duygu oldugunu yeniden hissetmek guzeldi ama sevgiliden ayrilmaya benzer bir duygunun onu takip etmesi hic hos olmamisti. hem, cok fazla soru isareti birakmisti bu durum aklimda. kimdi acaba o kiz? neden yuzunu hatirlayamiyordum? yoksa tanimadigim biri miydi? tanimadigim birini nasil ruyamda gorebilirim ki? insan beyni basli basina bir insani yaratabilir mi sirf basit bir ruyada yuzune dokunmam icin? iyi de ruya basit miydi? bir ruya basit olabilir mi? hem ruya nedir ki? peki gercek nedir? tamam anladim, bu sorulara kendimce verdigim cevaplari yazarsam hicbiriniz buradan sonrasini okumayacaksiniz. o yuzden simdilik bu konuya bir ara veriyorum.


bu animi burada bitirirken cektigim fotografta dikkatimi ceken bir ayrintiyi da siz degerli izleyenlerimle paylasayim. fotografa tiklayip buyutun, sonra tekrar tiklayip daha da buyutun. arka planda eti cicibebe kutusunun, bitmek uzere olan 2.5 litrelik bir coca cola sisesinin, ~0.5 litrelik bir starbucks termosunun ve bir knorr cabuk corba bardaginin yan yana durdugunu goreceksiniz. masanin ustundeki raftaki sticks bitter cikolatayi ve ona dogru hamle yapmis sporcu sirin'i de gozden kacirmayin bence. artik odami bir saat once tanidiginizdan daha iyi taniyorsunuz. mamafih, beni de bir saat once tanidiginizdan daha iyi taniyorsunuz. umarim yeni yuzumle veya "derin berk'le" tanistiginiza memnun olmussunuzdur.