19 Ağustos 2012 Pazar

sevgili blog diye baslayacak yazi

sevgili blog,

bugun bayram. evde yalnizim. sabah 6'da uyandim. bir sure yatakta donup durdum, daha uyuyamayacagimi anlayinca mecburen kalktim. stars'a baktim, ders saatleri belli olmamisti. nese hanim'i ozleyecegimi fark ettim. sahi, o neden gitmisti acaba? erinc hoca ona is teklif olabilir miydi? bunu yakinca anlayacagiz. saka maka yasar da bir suru hoca topladi. kahve yaptim, french roast kalmadigi icin sumatra aldigim gune kufrederek. balkona cikarttim kucuk masayi. plastik sandalyelerden birini koydum onune. 6'li prizi de kapidan cikari uzattim. bilgisayari tekrar acip dire straits - sultans of swing: the very best of dire atraits dinlemeye basladim. son birkac gun icinde okudugum ve bundan sonraki gunde okumayi dusundugum kitaplari masaya yigdim. su an okumakta oldugum kitaplari da getirdim en son. az bir seyi kalan romani bitireyim dedim once, `puslu kitalar atlasi`. kahvemi icerken bir taraftan da terledim. karsi apartmandan bir teyzenin benim de duymam icin bagirarak beni ayipladigini duydum; "donuyla cikmis balkona, suna bak!" ogluydu herhalde, bir cocuk "otur da kahvaltini yap, yahu sana ne milletin ne giydiginden? adam ders calisiyor, rahatsiz etme." donup "teyze deniz sortum da ayni boyda boxerimla. orda gorunce dert olmuyor da burda niye oluyor?" diyecektim, usendim. duymamis gibi yaptim. balkonun kosesine gunes vurmaya basladi, kufrettim cunku birkac saat icinde tepeme gelecekti gunes. asagi yukari bu noktada cekildi bu fotograf.







album bitti, pink floyd dinleyeyim dedim. once the wall actim. gunes ayaklarima geldi once. masanin gunesin geldigi ucundakileri diger koseye cektim, sararmasinlar. gunes geldikce kitaplari, bilgisayari ust uste yigmam gerekti. the wall da bitti, wish you were here'i actim. en sonunda elimi sacima attigimda elim yaninca artik yer degistirmem gerektigini kabul ettim. bilgisayari kapinin hemen onunde duran cekyata biraktim, hala yeterince geliyordu muzik sesi. kahve press'ini, kupayi ve kitaplari da golgedeki bir sandalyeye biraktim.

bir tane ari var, korkuluk demirinin altiyla oynuyor 3-4 saattir. amaci neyse ordan asagi pas parcaciklari dusurup duruyor. ilginc. yan tarafimda bir kamkat var. onun da ustunde sinekler, arilar geziniyor. bir tane sinek bir cicegin icine girdi, polenleri hupletiyor. biraz sinirlendim.







ya tum polenleri bitirir de onun yuzunden o cicek meyve vermezse? gerci belki de tozlasmasina yardim eder. karar veremedim, simdilik oldurmekten veya kovmaktan vazgectim. gecen gun annem bunun hermafrodit oldugunu soylemisti. oyle olunca yine bocege gerek var miydi acaba? neyse dur bir fotografini cekeyim. fakat bu lensle de bocek fotografi cekmek cok igrenc. ben kitabima devam edeyim, bir tane az yeriz. kitap da guzel cidden. gunes tum balkonu ele gecirdi, iceriye kacmak durumundaydim. elimden bir sey gelmedi, iceri girdim. yeni bir duzen yaratmam gerekiyordu, usendim. yatarak bitirdim kitabi. facebook'ta iletime "dusunuyorum, o halde varim. dusunen bir adami dusunuyorum ve onun, kendisinin dusundugunu bildigini dusluyorum. bu adam dusunuyor olmasindan varoldugu sonucunu cikariyor. ve ben, onun cikariminin dogru oldugunu biliyorum. cunku o, benim dusum. varoldugunu boylece hakli olarak ileri suren bu adamin beni dusledigini dusunuyorum. oyleyse, gercek olan biri beni dusluyor. o gercek, ben ise bi dus oluyorum." yazdim. sondan 3. kelimede `r` eksik oldu. duzeltme yazmayayim, daha cok dikkat cekiyor dedim ama nafile, birisi fark etti hemen.

bugun beni bekleyen cok onemli bir gorev var, evde yokmus gibi yapmak zorundayim. gencler burucek'e gitti, ordan da bekiralani'na gidecekler. benim de tek basima bayram ziyaretini karsilayacak kapasitem olmadigina gore olu taklidi yapacagim evde. zaten bu sebeple de balkonda daha fazla oturmamam gerekiyordu. orda otururken misafir gelip gorse mecburen kapiyi acacaktim. balkona boxer'la cikan insanim, kapiyi nasil acardim siz dusunun. boyle seyler hos degil tabi, burayi hemen unutuyoruz. bir arkadasi cagirdim, geldiginde ona kapiyi acarken ayni anda misafir de gelirse diye dusunuyorum. neyse gelsinler, alper'e mesaj atarim "dif'ten yardiralim." diye. homojen denklem, bernoulli falan muhabbetine girersek kim gelmis olursa olsun sikilir gider zaten. boyle deyince siz uzerinize alinmiyorsunuz degil mi? gelin siz, her zaman beklerim. ben sadece cocuklu aileleri sevmiyorum, o yuzden varsa 18-2 yas arasindaki kucuk kardesinizi giristeki bekciye emanet birakin. size kapim her zaman acik. fakat misafire cocuk kontrolu yapip kapiyi acamayacagima gore bana telefonla ulasmadan gelenlere olu taklidi yapmak durumundayim, lutfen beni anlayisla karsilayin. dugun davetiyesinde essek kadar "cocuk getirmeyin." yazdigi halde cocuk getiren aileler oluyor. simdi sizin cocukla gelip cocuksuz gelmis gibi beni aramayacaginizi nerden bileyim? demek ki telefona da cevap veremeyecegim. kismet tabi bu isler, kusura bakmayin arkadaslar umarim kisisel algilamazsiniz... yalniz simdi seyi fark ettim, bizimkiler bayram icin kilolarca seker almisti. az once canim tatli bir sey isteyince fark ettim, hepsini goturmusler. LAN! oha yani. tamam tatilde evde yoksunuz. tamam ben de yok gibiyim. fakat, arkadas o kadar sekeri ne yapacaksiniz? gittiginiz hicbir yerde ev sahibi olmayacaksiniz. siz de kendi sekerinizi mi dagitacaksiniz? arabada misafir gelirse ikram mi edeceksiniz? arasinlar, hemen bunu soracagim.


bir ara dus alayim. sacimdaki yagla yumurta pisirsem piser. insan icine cikmaya cikmaya iyice pasakli oldum, sac sakal da olunca vahsi cazibem insanlar uzerindeki etkisini yitirdi sanirim. gecen hafta beni gorunce direk agladi bir cocuk. aslana benzetiyorlar, yele falan. disi bir aslan gorunce anlariz isin dogrusunu. feromonum da yok ama ise zaten asil mesele o olmadan hayvani kendime cekebilmem. yine de rolon, deodorant vs. kullanmayacagim disi aslanla bulusmaya giderken. hatta 1-2 gun de yikanmadan gideyim, belki feromon vardir terimizde de ben/biz bilmiyorum/zdur.

simdi hangi kitabi okusam. ken binmore'un game theory and social contract: playing fair var aklimda ama tatil yapmak istiyorum biraz. roman, hikaye falan okuyayim istiyorum. camus mu okusam? ekelund & hebert ve landreth & colander'in a history of economic theory and method ve history of economic thought'lari da guzel birer alternatif. hem bu sene zaten econ363 alacagim, bilgilerim tazelenir, pekisir falan. fakat yine ekonomiyle alakali bir sey okumus olurum onu okursam.

"money, it’s a crime.
share it fairly but don’t take a slice of my pie.
money, so they say
is the root of all evil today.
but if you ask for a raise it’s no surprise that they’re
giving none away.
"

bu arada soylemis miydim size, babam hic pink floyd dinlemiyor diye? neyse okuyacak kitaba karar vermeye harcadigim zaman baya sey, considerable miktarda. consider edecegim o yuzden. ehehe. ankara'da kalan kitaplarim icin uzuluyorum. onlardan 2-3 hafta ayri kalacagim. 2 tusu da bozuluyor klavyede. k ve l zaten bozuk. k yine idare edecek sekilde tamir edildi ama niyeyse ayni tedavi l'de tutmadi. neyse kitaplarim. :(((( metro diye bir grup vardi. dinleyeyim bir ara. test mi cozsem biraz cocuklarin kitaplarindan. hem bu sene sinava da girmeyi planliyorum. fakat bu kitaplar cok basit ya ben niye birinci olmamisim ki. bu sefer olayim bari.

bu kadar gevezelik yeter. hah babam aradi. sordum sekerleri, "hepsini goturmedik." diyor. gerisini sordum, tarif etti. tam olarak bir avuc seker birakmislar. 4 kilo lokum vs. vardi evde lan. ayip ya. neyse bu kadar yeter demistim. simdi gidip son romanim uzerinde dusuneyim biraz. sonra da bir kitap secip okurum.

eski bayramlar geyigine giremedim, idare edin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder